Bütün bunlar oldu ve olacaktı da. Zira toplum, kendini yenileme kertesine gelmiş olmasına rağmen, ışıktan yoksun ve yol gösterici fikir adamından mahrum bulunuyordu. Garb, kendisini yenilerken, onun o günkü felsefî düşüncesini temsil eden "Descartes", hür olmayan düşünceye düşünce nazarıyla bakmamasına karşılık; bizde tefekkür, çoktan sarılıp sarmalanıp bir kenara konmuştu. O devirde batılı düşünür, eşyâ ve hâdiselere nüfûzda, kâinat kitabına olan aşkından,Yaratıcı'ya giden yolları araştırırken; bizde inkılâb diye binbir şenaâtin kol gezdiği "Lâle Devri", daha doğrusu milletçe çakırkeyf olma devri yaşanıyordu. Dünyanın bir kesiminin, "âyât-ı tekvîniyye"yi düşünce menşûrundan geçirerek kâinatları fethetmeye koyulmasına karşılık; beri tarafta bir girdap hâlini almış ve bütün değerlerimize meydan okuyan bir nefsânilik ve ruh sefâleti...
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin© 2012 - Fethullah Gülen: Kırık Mızrap