Esasen, huluk dediğimiz gerçeğin, dinin derinlemesine yaşanması ve Kurân’ın arızasız temsil edilmesi manasına geldiğini, Said b. Hişam’ın, Hz. Âişe Validemiz’den, Efendimiz’in ahlâkına dair sorduğu suale, Hz. Âişe’nin: "Kur’ân okumuyor musunuz?" "okuyoruz" deyince de: "O’nun ahlâkı Kur’ân’dı" şeklindeki sözleri de te’yid etmektedir.
Ayrıca, bu mevzuda şeref-nüzûl olan âyette, âyeti teşkil eden kelimelerle bu ahlakın ilâhî, Kur’ân orijinli ve idrak üstü olduğunu hasseten hatırlatmakta ve onun tecelli ve zuhûrunu, muhatab-ı mükerreme mahsus görmenin ötesinde, "huluk" kelimesindeki tefhim tenviniyle, O’nun Kur’ân derinlikli ve lahut enginlikli hulukunun hiçbir ahlâk sistemiyle kabil-i kıyas olmadığına ve bu yüce ahlâkın nâkabil-i idrak bulunduğuna bilhassa işaret etmektedir ki, bu da O’nun gelmiş-geçmiş bütün insanlar arasında eşi menendi olmayan bir güzeller güzeli huy peygamberi olduğunu gösterir.
Evet O, maddesi-mânâsı, zarfı-mazrufu, halkı ve huluku itibariyle bütün salihata açık, hayrın her çeşidini elde etmeye namzed ve büyüklüğün her türlüsüne mazhar olabilecek fıtrat, seciye ve melekelerle serfiraz kılınmış; sonra da bu ilk mevhibeleri en iyi şekilde değerlendirerek "a’lâ-i İlliyyîn-i kemalât"a yürümüş; sadece yürümekle de kalmamış; bil-asale kendisinde tecelli eden bütün lütufları, bütün akdes ve mukaddes feyizleri:Şânım hakkı için Rasulullah’ta size örneğin en güzeli vardır..." (Ahzâb/21) gerçeğiyle uyanmış o saflardan saf muasırı temiz ruhların elinden tutup, onları da tebaiyetlerine terettüp eden şahikalar üstü şâhikalara çıkarmıştır.
Dilinde:
Îmânı en kamil mü’minler ahlâken de en güzel olanlardır.
İnsan ibadet u taatla katedemediği mesafeleri ahlâk-ı hasene ile alır.
Teraziye ilk konulacak şey güzel ahlâktır" gibi pırlanta sözler.. ve elinde insan-ı kâmil olmanın sırlı formülü, arkasına düşenleri hep meleklerin dolaştığı vadilerde dolaştırmıştır.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin