Peygamberlerin manâ buuduna açık olmaları bir mevhibe-i ilahiyedir. Bu mevzuda benim vicdanımda ağır basan görüş şudur ki; mevhibe-i ilahiye, Cenab-ı Hakk’ın onların iradelerinin hakkını vererek ortaya koyacakları yüksek bir performansa önceden bahşettiği bir avanstır. Zira Cenab-ı Hak onların ne yapacaklarını, nasıl hareket edeceklerini ilm-i ezelisi ile biliyor.
Fakat işin öte yanında şu gerçek de unutulmamalıdır: Allah, Mâlikü’l-mülktür, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Bir peygamberi başkasına nisbetle çok daha önemli bir misyonla gönderir. Dolayısıyla donanımını ona göre ihsan eder. Bir başkasına bu ölçüde önemli bir misyon yüklemez ve onun donanımı da ona göre olur. Mesela İnsanlığın İftihar Tablosu’na bakıp şöyle diyebilirsiniz: Allah bu Zât’a diğer peygamberlere nisbetle çok daha büyük misyon yüklemiş ve donanımını da ona göre vermiştir. Ama yukarıdaki yaklaşımla aynı meseleyi tersine çevirip şöyle de diyebilirsiniz: O Zât, istikbalde üzerine alacağı misyona liyakatını göstermiş, Allah da ilm-i ezelisi ile bunu bildiğinden dolayı ona baştan o misyonu yerine getirecek donanımı lütfetmiştir.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin