Tekmil insanlık her an Allah duygusuna aç, Zihinler şirâzesiz, zihinler O'na muhtaç.!
Sezer her zaman apak vicdanlar bu duyguyu, Düşünce çıkmazları Rabb'e ulaşma koyu...
İlmin o engin ufku, mantıkın hünerleri, Doldurmuyor imandan boşalan o yerleri.
Bir sürü ulemâ ve bir sürü de filozof, Nazariyeleri çarpık, düşünceleri kof.
Ne fikirlerinde sadra şifa veren beyan, Ne de madde ötesini olduğunca duyan:
Bunlara bakarsan, her şeyin mebdei meçhûl, Bütün eşya sebepsiz sonuç, illetsiz ma'lûl...
Oysa, her renkte ve her seste O'ndan bir mânâ, Rûh ve hikmet ufkunda her şey insandan yana:
Varlık O'nun nûru, o Nûr'un dalgalanışı, O, hem varlığın hem de hâdiselerin başı...
Bu sırrı kavrayan gönüller oturaklaşır; Ancak oturaklaşan rûhlar O'na ulaşır.
Gözsüz görmese de, her yanı O kaplamakta, Kalbe hep bu ilâhî münasebet akmakta..
Bütün hisler O'na uyanmakta perde perde, Bir vuslat istikametinde ki, az ilerde... Her tarafta kevserden gürül gürül çeşmeler, Her yanda insan-Allah bestesinden nağmeler.
Fikir bu ufka erip gönülle birleşince, Ayrı bir visal kapısı açılır her gece.
Bu eşiği aşan rûh kendi özüne erer, Mırıldanır: var olmaktan gâye buymuş meğer...
Sızıntı, Eylül 1995, Cilt 17, Sayı 200
İlgili Yazılar:
|